giz..
gizem..
gizemlice akar gözyaşları.
adım gizem olaymış keşke.
gizemli olmaya sebep olurdu. gerçi gevher'in yani incinin kıymeti, kendi içindeki derinliği onun kendi gizemi, yani direk gizem gibi değil de özü öyle. özümüzden kaçtığımız her noktada unutuyoruz masumluğumuzu, insanlığımızı, iyiliğimizi. en uzak noktalarındaysa kıskançlık var. yakın noktalarından birindeyse korku var. eskiden sevmekten korktuğum halde şimdi sevdiğim için korkuyorum. korktuğum kendimim. kıskançlığımdan dönüştüğüm, aynalardan kaçtığım yaratık aslında. kaygılarım oluşabilecek senaryoların beni ne kadar üzeceği yönünde. üzülmeye gerek olmadığından mıdır, üzüntülerin biz olmaya çalıştığımız hayatlarımızda yaşatacağı darbe etkileri midir kimse üzülsün istemiyorum. istediğim enerji ve mutluluk herkese.
14 Mayıs 2012 Pazartesi
2 Mayıs 2012 Çarşamba
çocuk
içindeki çocuğa sarıl; sana ne anlatırsa dinle, ne sorarsa cevapla, nereye gidersen onu da götür beraberinde. beraber olduğunuz zamanları hatırından hiç eksiltme. direkt söyle düşündüklerini, yapacaklarınıza işaret yaptıklarınız hep daha bi güvenle sarsın içinizi. içinizdeki kelebekler hiç eksilmesin..
aslında arkadaş sandığınız ve sizi sadece etkisiz ve aşırı mutlu olmadığınız için yanında tutan o kupkuru kalabalığa da nasılsın dediklerinde, aşık olduğunuzu hayatınızı bir ömür geçirmeyi düşünebildiğiniz bir insan olduğunu onu o yapan özellikleri saymayın, kendileri gibi kuru sevinişler, kendilerinde olmayanı isteyişler.böyle olsun.basitçe.insanların en aşağılayıcı basitlikleri kadar basit hatta ucuz bu durum. sen mutlu olma zaten, hep mutlu olmaları için çabala başkalarının. onlar mutlu olunca gülebil sen de.hah. asıl mutluluk çağı yeni başlıyor sanki, hayatın en güzel zamanları. yeniçağımız.biraz edepsiz baya eğlenceli.
29 Nisan 2012 Pazar
mutlu olmak ya da olmamak
27.04.2012 psikoloji seminerleri part 2 psikolog aydan taşçı
mutlu olmak elimizde.mutlu olmak aslında yarı yarıya elimizde çünkü %50 genler %10 sosyal şartlar(elimizde olmadan doğduğumuz çevre vs) %40 da bizim çabalarımızla oluşanlar.
öncelikle bir mutluluk seviyesiyle doğuyoruz.
mutluluğun uzaklaşıp yakınlaştığımız bir denge noktası var.
Hedonik adaptasyon dediğimiz fizyolojik ve duyusal olarak var olan ve alışma süreci. insan her şeye alışıyor. olumlu ve olumsuz yanları da var tabi kii. ilk başta mutlu eden ama etkileri kısa süren her şey aslında doyumsuz olmaya itiyor. kötü yanı: memnuniyeti yok etmesi, iyi yanı ise her şeye alıştırdığından ve biz insanoğlunun başına da her türlü şey gelebileceğinden kötü giden şeylere de alışmayı sağlaması.
mutlu olmak için
1) fazla düşünmekten ve sosyal kıyaslardan kaçının
2) vücudunuzla ilgilenin, egzersiz yapın!
3) affetmeyi öğrenin
4) yazın, kağıda boşaltmak (araştırmalarda 2 grup arasında yazmayanların daha zor iyileştikleri)
5) iyilik yapın (içten geldiği gibi, abartmadan)
6) hedeflere odaklanın
7) minnettarlığı geliştirmek
8) sosyal ilişkiler kurmak
9) yaşamın tadını çıkarmak( aslında bunu yıllar yıllar önce carpe diem diyen ve bunu hayat felsefesi haline getirmiş adamlar bulmuş da ona başka bir yerde değiniriz)
sosyal kıyaslamalar dediği kısım atalarımızın yıllar önce çözdüğü komşunun çimleri daha yeşildir, onun tavuğu daha besilidir meselesi. yetinmeyi ve şükretmeyi öğrendikten sonra bu karşılaştırmalardan sakınmak bizi mutlu etmeye yetecektir gibi görünüyor. benim şartlarım niye böyle sorusu görüldüğü gibi bizi mutlu etmiyor. en iyi gelen de YAZMAK.kağıt.blog.bunlar hoş şeyler.
asmaaltı gypsy
kaçıp saklanmak sadece saklambaçta yapamadığımız bir şey.
saklambaçta da hep beni unuturlar korkusuyla saklanamadığı yerler..
seni yerler diye giremediğin sokaklar, gidemediğin ve gidemeyeceğin onca yol.
kapaklandığın yerler.. alkolden.çok alkolden kustuğun yerler.o kadın, neler düşünürdün onun hakkında.bu kadın mı bunu diyen?benim diyen? nereye gitti özgüven rakı kadehlerine sakladığından mı böyle oldu? mezeler mi yoksa çerezler mi?
eski samimiyetini kaybetmiş bakışlar, artık inanılmak istenmeyen yalanlar, çabuk geçen aylar.onca ayda hayatın bizden götürdükleri ve bize sundukları. ben demekten vazgeçmeyi öğrenemeyen bir ben. yalnızlığın değişen tanımları. yalnızlık artık kimsesizlik değil sanki bence. yalın olmam artık mümkün görünmüyor. yalnızlık değişken, ve hep yanında olmasını istediğin için olcaklarını sandığın birkaç insan dışında hayatında olanlara göre kendini sandığın dilim. dilimi eşşek arısı sokaydı da.. herneyse.günün birinde okuncaklara karşı önlem almak hatta sansür uygulamak lazım.
sansürde vakit problemi var.aklına ne geliyorsa, bu blogun şekillenen amacına yönelik oluşan eleştiri mi denir anlatım mı denir aksıyor.samimiyetsiz hareketlerden, herkesten uzak durduğum halde uzakta kalamadığın birkaç insan var ki birisi benim birtakım korkaklıklarım yüzünden yaptığım son hatadan sonra aramızın eskisi gibi olmadığını, o seviyeye gelmek için asla uğraşmayacağını ve uğraşmadığını söyleyen pek kıymetli bir insan var. şimdi anlamadığım nokta, seviye değişken bir şey mi ki oynatıyoruz,neden sevdiğimiz insanlara daha çok affetmemeyi deniyoruz. ne kadar daha affetmem'i deniyoruz. ben hata yaptım bol bol bu sene.sene dediğimiz eylülden beri. düzelmeye çalışıyorum işte. düzeltmeye çalıştıklarında ters tepiyor çünkü ben gelemiyorum arkadaş sen niye böylesin sorularına.biraz kendimle başbaşa kalamamak, blogla ilgilenememek, gezememek beni yoruyor bildiğin.nebleyim.aşk güzel şey yine de.
25 Nisan 2012 Çarşamba
nerelerde kaldık, nerelere geldik hiç de bilinmese de doğru olmadığını bildiğin ama heyecanlı gelen hayatlarda kaybolmak lazım bazen. çünkü yıllardır aradıkları, huzurlu, güven dolu, belki de tam istedikleri gibi ilişkiler bende vücut buldu. şikayet edemiyorum çünkü çok mutluyum. her şey neredeyse olması gerektiği gibi. neredeyse nerede insanlar. bazı insanları özlediğim gerçeği de gerçeğe iyice dönüştü. insanlardan çok yerler, yemekler, ağaçlar bile denilebilir. yemeği yapanın insan olması beni sadece söylemimi değiştirmeye itiyor. söylemler, yaşanılanlardan ibaret. yaşanılanlar sıradan geliyor. aşkı yaşayabilirsin ama derin aşkı yaşamak
24 Nisan 2012 Salı
bu kız çocuğunun kafası hep karışık,
bu kız çocuğunun hormonları hep aklını dövüyor, ele geçiriyor. hormonlar can sıkıyor.gerçekler de can sıkar bunu unutma. hormonlar gerçek mi?
bu kız çocuğu hep ağlıyor.
bu kız çocuğu kocaman bir yüreğe sahip olduğu küçük bir adamı çok seviyor.
bu ağlamalar nasıl geçecek bilmiyor.
zaten hiçbir şey değişmeyecek.asla o mükemmel mutluluğu tadamayacağız. en leziz tadı tadamayacağız. başarı bizi hiçbir yere götürmeyecek. o şarabı doğru insanla paylaşamayacaksın.yaraların iyileşmeyecek. hazın doruklarına ulaşmak? insanların senin hakkındaki düşünceleri asla istediğin yönlerde olmayacak, doğru arkadaşlar.keyifli zamanlar, vazgeçilmez anlar.vazgeçilmez kimseler.istediklerin.isteyebileceklerin.hiçbirini alamayacaksın.sakinliği yaşarken bile huzurunu 3 cümle belki kelime kaçırmaya yetecek.çünkü hepsi sahte.sen mutluluk ne öğrenemeyeceksin.mutlu olmaman için herkes savaşıyor.uğraşıyorlar.başka şeylerle uğraşsalar.. sen, sen olmazsın. sen ben olsan hep daha iyilerini yaparsın.sadece arsızlığı bırak.
20 Nisan 2012 Cuma
kadın ve nefret suçları
19.04.12
sosyal psikoloji dalında profesör melek göregenli'nin yer aldığı panelde konuşulan konuydu nefret.
nefret en insani duygulardan belki. ben nefret eden hayvan görmedim diyebiliriz bile.panelde sözü geçen nefret suçları, henüz yasalarımızda yer almayıp dünyada da birçok yerde, amerikada da birtakım eyaletlerde suç kapsamındayken bazısında kapsam dışında imiş. nefret suçlarına gelirsek: birbiriyle ilişkisi olmayan grup ya da kişilere sırf statüsünden dolayı, kadın olduğu,kürt, roman, alevi, eşcinsel, transseksüel, engelli olduğu için kim olduğunu bilmeden zarar verme, baskı uygulama, kurduğu mesafeler üzerinden güttüğü siyasette işlediği suçlara verilen isim. dediğim gibi henüz hukuk kapsamında yer almıyor olması ve bilinçlendirme eksiklikleri yüzünden insanlar hala sadece insan olmayı beceremiyorlar. farklılığı savunmak adına biyerlere getirilen kadınları ayrımcılıkla suçlayıp tacize devam ediyorlar. kadın olmanın fiziki zorlukları bir yana, yaradılıştan gelen manevi zorlukları, toplumun işleyişinden ve ataerkil denilen bir kesimin dayatmalarıyla güçsüz kalmaya mahkum edilmiş kadının sorumlulukları ve yaşayışı ister istemez daha çok ilgi ve hak arayışına götürüyor. çünkü kadın olmak her alanda var olabilme gücünü göstermiş yaratıkların hayal gücünün sınırsızlığını da temsil ediyor aynı zamanda. doğurganlığındaki mucizeden başlayan yolculuk nefretle işkenceyle dayak ve ölümle son bulmamalı!
sosyal psikoloji dalında profesör melek göregenli'nin yer aldığı panelde konuşulan konuydu nefret.
nefret en insani duygulardan belki. ben nefret eden hayvan görmedim diyebiliriz bile.panelde sözü geçen nefret suçları, henüz yasalarımızda yer almayıp dünyada da birçok yerde, amerikada da birtakım eyaletlerde suç kapsamındayken bazısında kapsam dışında imiş. nefret suçlarına gelirsek: birbiriyle ilişkisi olmayan grup ya da kişilere sırf statüsünden dolayı, kadın olduğu,kürt, roman, alevi, eşcinsel, transseksüel, engelli olduğu için kim olduğunu bilmeden zarar verme, baskı uygulama, kurduğu mesafeler üzerinden güttüğü siyasette işlediği suçlara verilen isim. dediğim gibi henüz hukuk kapsamında yer almıyor olması ve bilinçlendirme eksiklikleri yüzünden insanlar hala sadece insan olmayı beceremiyorlar. farklılığı savunmak adına biyerlere getirilen kadınları ayrımcılıkla suçlayıp tacize devam ediyorlar. kadın olmanın fiziki zorlukları bir yana, yaradılıştan gelen manevi zorlukları, toplumun işleyişinden ve ataerkil denilen bir kesimin dayatmalarıyla güçsüz kalmaya mahkum edilmiş kadının sorumlulukları ve yaşayışı ister istemez daha çok ilgi ve hak arayışına götürüyor. çünkü kadın olmak her alanda var olabilme gücünü göstermiş yaratıkların hayal gücünün sınırsızlığını da temsil ediyor aynı zamanda. doğurganlığındaki mucizeden başlayan yolculuk nefretle işkenceyle dayak ve ölümle son bulmamalı!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)