aslında gelecek zaman içinde kimsenin yeri yok.
şimdi güzel insanlar var hayatta, hayatınızdalar. tam içine giremediklerinden hayatınızın, asla kimsenin yeri yok orda. gelecektekiler de geçmişte yer bulamadığından hep uzak kalacaklar size.
sevinçleri yaşarken gözü hiçbir şey görmüyor insanın, sonra hisler geçince ve işin içine kadınlık girince, kurmacalar dünyasında boğuyorsunuz kendinizi kendi kurduklarınızla, kurup bozup yazıyorsunuz. yazıya dökmeden binlerce senaryo şekilleniyor kafanızda.
kafanız dalıp gidiyor, her şeyi unutuyorsunuz. unutmuşsunuz en güzel küpelerinizi o komidinin üstünde. aslında birileri için varlığınız bir çift küpeden ibaret belki. her gördüğünde sizi düşüneceği. düşününce, öyle olmamasını diliyorsunuz. küpeler olmasa da sizi düşünsün, hep siz olun aklında. öyle dillere destan olmaya gerek yok aslında, karşılıklı bir doyum sağlatan aşk, zaten sizin destanınızdır dile düşmesini düşünmezseniz de. kendinize yeterken başka kimseciklere gerek kalmaz.
kum tanesi misali birini yanında tutmak, çok sıkarsan da avuçlarını gevşek bırakırsan da olmuyor. sonuçta ayarını bulamadıkça hiçbir şey olmuyor.
kum tanelerini asla sayamıyorsun, o kadar çok ki.
çoklukların içinde kayboluyoruz hep.. ben kaybolmaktan korkarım, aslında kaybolduğumda dönecek yerimi bilmediğimden korkarmışım. nereye dönsem bir farkı yok. sağım da solum da hep unutulan küpelerim
3 Aralık 2013 Salı
24 Mart 2013 Pazar
the notebook
the notebook filmini bilenler bilir. buruk bir gülümseme bırakan, yine de çok mutlu eden bir aşk hikayesi yatar filmde. birlikte yaşlanan insanlara hep özenmişimdir böyle filmlerde, sadece filmlerde mi birlikte yaşlanır insanlar? hayır elbet, hala modası geçmemiş bir akım var: üniversite aşkları. birlikte okuyup(muhtemelen aynı okul/bölümde) uzun flört dönemlerinin ardından birlikteliği sürdürmek, evlenmek ya da beraber yaşlanmak ..
tam da bu akıma uymuş ve çok mutlu giden bir ilişkisi olan bir arkadaşım anlatıyor ilişkilerinin başlangıç hikayesini. romantik bir ortam sonrası, duygularını anlatacağı ortamı 'the notebook'u beraber izleyerek hazırlamış en başta. mesaj çok açık 'seninle yaşlanmak istiyorum'. bi de gizli mesaj var, sana bi şey olursa ben bakarım :D.
mesajı ben fark ettim gayri ihtiyarı. gülüyor arkadaşım, isterim herhalde, diyor.
burada çok farklı bir mesaj da ben aldım aslında. çoğu ilişkide, istemeliyim düşüncesinden doğan yanlışlar var. sen belki o kadar uzun olsun istemiyorsun, ama bunu kendine itiraf edemediğinden etrafı hazır olan düşünceleri içselleştirmeye çalışıyorsun. zamanla gerçekten istemek ile istediğini düşünerek başladığın ilişkilerdeki derin temel farklar yaşlanma meselesini renklendiriyor bana göre.
tam da bu akıma uymuş ve çok mutlu giden bir ilişkisi olan bir arkadaşım anlatıyor ilişkilerinin başlangıç hikayesini. romantik bir ortam sonrası, duygularını anlatacağı ortamı 'the notebook'u beraber izleyerek hazırlamış en başta. mesaj çok açık 'seninle yaşlanmak istiyorum'. bi de gizli mesaj var, sana bi şey olursa ben bakarım :D.
mesajı ben fark ettim gayri ihtiyarı. gülüyor arkadaşım, isterim herhalde, diyor.
burada çok farklı bir mesaj da ben aldım aslında. çoğu ilişkide, istemeliyim düşüncesinden doğan yanlışlar var. sen belki o kadar uzun olsun istemiyorsun, ama bunu kendine itiraf edemediğinden etrafı hazır olan düşünceleri içselleştirmeye çalışıyorsun. zamanla gerçekten istemek ile istediğini düşünerek başladığın ilişkilerdeki derin temel farklar yaşlanma meselesini renklendiriyor bana göre.
6 Mart 2013 Çarşamba
2 Mart 2013 Cumartesi
tardis
bi tardis'im eksik yazıyor twitterdaki biyografim kısmında.
Tardis, Dr. Who dizisindeki Zaman Lordunun uzay gemisi. Londra'nın simgelerinden telefon kulübesi şeklinde ve içi dışından büyük. Hayal etmesi biraz güç ve kocaman bir hayat var içeride.:)
Tardis bir nevi Doktor'un evi. Zamanda ve uzayda yolculuk yaptığı ev.
Benim Tardis'im eksik, dışındaki şeyler tam.
Şu aralar, şu günlerde hayatıma bir düzen verdiğim zamanlarda illa bir şeylerin yolunda gitmemesi gerektiğini sağlayan insanların varlığı, eksik olan Tardis'im yerine yaşadığım yerin tüm huzurunu kaçırıyor. Tardisim olaydı
Tardis, Dr. Who dizisindeki Zaman Lordunun uzay gemisi. Londra'nın simgelerinden telefon kulübesi şeklinde ve içi dışından büyük. Hayal etmesi biraz güç ve kocaman bir hayat var içeride.:)
Tardis bir nevi Doktor'un evi. Zamanda ve uzayda yolculuk yaptığı ev.
Benim Tardis'im eksik, dışındaki şeyler tam.
Şu aralar, şu günlerde hayatıma bir düzen verdiğim zamanlarda illa bir şeylerin yolunda gitmemesi gerektiğini sağlayan insanların varlığı, eksik olan Tardis'im yerine yaşadığım yerin tüm huzurunu kaçırıyor. Tardisim olaydı
28 Şubat 2013 Perşembe
ne desem
Dilin her duruma, her ana her hisse bir ad koyduğunu düşünürdüm. Öyle mükemmel olduğuna inanırdım ki duygulara konulan adlar bazen sırf o adı bildiğim için öyle hissetmeme sebep olurdu.
Şimdi, adını bilemediğim, bir türlü ad koyamadığım durumlardayım. Sabır mı desem, sınav mı desem, pişkinlik mi taşkınlık mı yüzsüzlük mü?
Bazı ilişkilerde anlamazsın zamanın nasıl geçtiğini. Böyle onca şey yaşanır ve zaman akıp gider hissettirmeden, fark etmeden sen. Yıllara neler sığdırmışlar derler. Onca yılda tabi olur böyle şeyler. Bırak da olsun.
Bazı ilişkilerde geçen haftalarla ölçülen küçük zamanlar, öyle yavaş geçer ki yıllar var sanırsınız. Sanki ömrünüzün büyük bir kısmını harcamışsınızdır o ilişkiye ve anlatacak çok şeyiniz vardır. yoğun hisler bırakan, huzursuzluk yaratan yavaşça onca geçen an... Bıraktığı his sizin ilk aşkınızdır belki, kucak dolusu nefretiniz.
Son günlerde yaşanan, saldırgan, vurdulu kırdılı günler, 'istemiyorum' düşüncesinin netliği adeta bir kuduz gibi sardı ahaliyi. bazı zorunlu hallerde edilmesi gereken fedakarlıklardan hepimiz uzağız. Üstümüzdeki yükleri; üstlenip, taşıyıp bir de dayanmak zorunda kalmak gerçekten zor bir iş(miş). Tahammül edemedikçe dibe batıyoruz. dibin sınırı yok. Üstlenip bırakmak dayanabilmeyi mümkün kılıyor. Başta yapılan yanlış üstleniş zorunda gibi hissetmekti.
Şimdi, adını bilemediğim, bir türlü ad koyamadığım durumlardayım. Sabır mı desem, sınav mı desem, pişkinlik mi taşkınlık mı yüzsüzlük mü?
Bazı ilişkilerde anlamazsın zamanın nasıl geçtiğini. Böyle onca şey yaşanır ve zaman akıp gider hissettirmeden, fark etmeden sen. Yıllara neler sığdırmışlar derler. Onca yılda tabi olur böyle şeyler. Bırak da olsun.
Bazı ilişkilerde geçen haftalarla ölçülen küçük zamanlar, öyle yavaş geçer ki yıllar var sanırsınız. Sanki ömrünüzün büyük bir kısmını harcamışsınızdır o ilişkiye ve anlatacak çok şeyiniz vardır. yoğun hisler bırakan, huzursuzluk yaratan yavaşça onca geçen an... Bıraktığı his sizin ilk aşkınızdır belki, kucak dolusu nefretiniz.
Son günlerde yaşanan, saldırgan, vurdulu kırdılı günler, 'istemiyorum' düşüncesinin netliği adeta bir kuduz gibi sardı ahaliyi. bazı zorunlu hallerde edilmesi gereken fedakarlıklardan hepimiz uzağız. Üstümüzdeki yükleri; üstlenip, taşıyıp bir de dayanmak zorunda kalmak gerçekten zor bir iş(miş). Tahammül edemedikçe dibe batıyoruz. dibin sınırı yok. Üstlenip bırakmak dayanabilmeyi mümkün kılıyor. Başta yapılan yanlış üstleniş zorunda gibi hissetmekti.
13 Şubat 2013 Çarşamba
'zaten 10 yıl ömrüm kaldı, zaten yalnız öleceğim.'
ıslak şeyleri sevmem. sevgi neydi? sevgi emekti. emekliler günü olsun yarın o zaman. sevme'den emekli ettik kendimizi yanlış insanlara verdiğimiz karşılıksız sevgi ve emekler bizi başkalarını sevmekten uzaklaştırdı.
zaten 10 yıl ömrüm kaldı, zaten yalnız öleceğim.
8 Şubat 2013 Cuma
neden niçin niye? işte.
bilmiyor niye geldiğini ve insanlara niye geldiğine dair söylediği yalanlara inanmak istiyor. yalanlar hep
inandırmak için söyleniyor hem kendine hem herkese. herkes inanmıyor, hangisi daha doğruysa kendilerine o zaten inandığımız oluyor. inanmıyorum belki kendime, dünyaya geliş amacımın bazılarının doğru saydıkları şeyleri yaşamak olduğuna inanmıyorum mesela. kendimi ispatlamak için geldim. benim hücrelerimin mantığı, her türlü karmaşada alınabilecek maksimum hazza yönlendiriyor beni. yağan yağmurdan haz duyabilemek.. gök gürültüsünün tüm ürpertisi yıldırımın tüm ihtişamını hissedemiyorsam neden inanayım?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)