11 Kasım 2012 Pazar

ağustos 2012'den. zor olmazdı aslında başkalarını anlamak, hırslar açlık savaş icatlar gitmeler olmasaydı. yollar var bizi korumaktan uzakta, birbirimizden uzaklaştıran. her bir kilometrede dünyanın boşluğunu anlamaya yarayan.. hız ibresindeki her artışın anlayıştan çalıp heyecana veren heyecandan dünyayı unutturan. ütopik dünyalara götüren. insanların ütopyaları var, kimisi sesini fazlaca duyurabiliyor.. okuyoruz izliyoruz çoğu eleştiriyorlar, korkutuyorlar, gülümsetip -anı durdurup ben nerde napıyorum sorularını sordurtuyolar- şaşırtıyorlar, imrendiriyolar -eksik bir şey var yanılgısını hayatımza sokup bizi mutsuz ediyorlar. ideal insan tipini kafamıza sokup öyle olamadıkça hayatlarımızı yanlış yerlere sürüklüyorlar.

4 Kasım 2012 Pazar

O kadar iyi geldin ki Paramahamsa, herkese iyi gel istedim. diye söze başlayan kuzenimden (ç)alıntı bir yazıdır. bilgilerinize. ben çok etkilendim. Dünyevi düzeyde genel insan bencilce sevdiği için sadece bir kişiyi seçip sevmeye çalışır. Bir de ruh eşi hikayesi var; o hikayeye inananlar ruh eşi arar. İnsan birini bulup onu sevmek ve sadece onunla olmak ve o şekilde mutlu olmak için çabalayarak aslında sevgisini kısıtlıyor. Sınırlar içine sokuyor ve çoğu zaman da hayal kırıklığına uğruyor. O yüzden bir süre sonra Anahata Çakra merkezinizde sevgi potansiyeliniz yükselince o kalıp kaybolacak; o bir kalıp, günümüzün kalıbı. Günümüzün insanı şöyle der, "Bana uyan, beni sevebilen, beni anlayabilen ve onunla mutlu olabileceğim bir ruh eşi arıyorum. Neredesin?" (gülüşmeler). "Buradayım" bir eko geliyor. Bu eko kişinin zihninden geliyor ama kişi oraya gidiyor. Arayışlar devam ediyor. Aslında "Buradayım" diyen kişinin zihnidir çünkü kişi zihninde bir sevgili ideali oluşturmuş ve karşısındaki kişiyi bu idealin kalıbına sokmaya çalışıyor. Kişi aslında karşısındakini sevmiyor zihnindeki ideali seviyor ve karşısındaki insanı OLMADIĞI BİR ŞEY OLMAYA ZORLUYOR. Güya sevdiği insanı zihnindeki kalıba uydurmaya ve DEĞİŞTİRMEYE çalışıyor ama olmuyor. Sonuç olarak hayal kırıklığına uğruyor ve "Sen sevdiğim kişi değilmişsin" diyor. Ama zaten onu hiçbir zaman sevmiyor o zihindeki kalıbı seviyor; bunun FARKINDA bile değil. Sonra ekonun peşinden giderek başka birini buluyor ve tekrar hayal kırıklığına uğruyor, "Bu da o değilmiş. Tuh!" (gülüşmeler) ve aramaya devam ediyor. Bu aramalara internetteki arama motorları da yardımcı oluyor (kahkahalar). Kişi "Neredesin?" diye haykırıyor, sonra oradan başka birisi çıkıyor o da olmuyor, sonra öteki. Bazen insanlar on kere evleniyor ve boşanıyorlar. Aynı şeyler tekrar oluyor. Çünkü değişen bir şey yok. Benzer benzeri çekiyor ve aynı tarzda kişiler karşısına çıkıyor; aynı şeyler yaşanıyor. Bu karmik bir olay ve kişide sevgiyle ilgili bir kalıp oluşuyor. O kalıbın ötesine geçmek gerekiyor; Orijinal Yoga Sistemi'nde o kalıplar kırılıyor ve özgürleşiyorsunuz. Artık bir kişiyi aramıyorsunuz. Sevginizi özgürce paylaşıyorsunuz. Birçok insanı, evreni sevmeye başlıyorsunuz. Sevginiz evrenselleşiyor. Sadece sevmek size yetiyor. Siz tatmin olunca sizi sevseler de sevmeseler de siz mutlusunuzdur. O arada özel bir ilişki de olabilir. Ama o özel ilişkide bir sınırlama olmuyor. Bir sahiplenme olmuyor. Ego eriyince, egodan özgürleşince sevdiğiniz insanı sahiplenmeye veya köleleştirmeye çalışmıyorsunuz. "Sen benimsin. Ne yapıyordun? Şu saatte neredeydin?" diye sormuyorsunuz. Sürekli arayıp "Neredesin? Kiminle konuştun? Kiminle yemek yedin?" diye sormak, telefonu kontrol etmek, kim aramış (gülüşmeler), kim mesaj göndermiş... Kontrol etmek sahiplenmenin sonucudur, bu bir ego tezahürüdür. Bu aslında bir sevgi değil, bir çile (gülüşmeler). Her iki taraf için de bir çile. Yani kişi sevemiyor yani sevgisini ifade edemiyor. Çünkü zihinsel kalıpları ve sahiplenme yüzünden aslında sevgisini yok ediyor. Sevgi tamamen bedensel bir ifade haline geliyor ve görüyoruz ki o sevgi eğer varsa bile ölmeye başlıyor, sönüyor. Tadı kaçıyor. Tatsızlaşıyor ve kişi "Gitsin artık, nedir bu?! Bitsin bu çile!" (gülüşmeler) demeye başlıyor. KOŞULLU SEVGİ Koşullu sevgi budur. Sahiplenme budur: "Sen benimsin ve her şey benim dediğim gibi olacak." Kıskançlık ve bununla ilgili bütün olumsuz duygular yüzünden kişi kendi sevgisini yok ediyor. Başlangıçta eğer sevgi varsa bile o da kayboluyor. Ama bilinç evrensel düzeye yükselince ve Anahata Çakra merkezindeki blokajlar çözülünce, siz serbestçe sevince sahiplenme kayboluyor. Siz sadece sevgiyi vermekle ilgileniyorsunuz, almakla ilgilenmiyorsunuz. O kişi ne yapacak, kiminle konuşacak, kiminle mesajlaşacak, nereye gidecek sizi ilgilendirmiyor. Siz sadece sevginizi aktarıyorsunuz. O kişi sizin yanınızda olmak isterse iyi, istemezse de iyi. Başka yere gitmek isterse iyi, başka birini sevmek isterse de iyi. Mutlusunuz çünkü bencilliğin sınırlarını aşmış oluyorsunuz. Bir insanı koşulsuz sevince ona güveniyorsunuz çünkü güvenmediğinizde kendinize acı çektiriyorsunuz. Ayrıca sevdiğiniz kişiye güvenmeyerek onu başka birsiini sevmekten vazgeçiremezsiniz. Tam teri sevdiğiniz kişiye güvenmeyerek, kıskanarak ve sürekli sorgulayarak, baskı yaparak siz onun başka birisini sevmesi için zemin hazırlıyorsunuz. Çünkü aslında sevdiğiniz kişiyi kıskanarak ve sürekli takip ederek siz o kişiye başka birisiyle beraber olma fikrini aşılıyorsunuz ve sonunda korktuğunuz şey başınıza geliyor. Bu yüzden aydınlanmış insan kimseyi kıskanmaz ve köleleştirmeye çalışmaz. Özgürce sever ve o zaman en çok sevilir. Paramahamsa Yogaçarya Maha Yogi Akif MANAF

1 Kasım 2012 Perşembe

toplama

4 işlem olan değil tabi ki, toplayıcılık işini çok seven yeni bir nesil var aslında şu günlerde, hatıraları olan şeyleri(biletleri, davetiyeleri, içilmiş nargile sipsilerini, beraber karalanmış kağıtları) saklayan, kutulayan, sandıklara hapseden kadınlar türedi. cinsiyet vurgusunu özellikle yapmak gerekiyor çünkü bu işin sebeplerine inmeye kalkarsak ortaya evrimsel bir sonuç çıkıyor. eski çağlarda erkekler avcılıkla uğraşırken kadınlar toplama ve saklama işiyle uğraşıyordu fiziklerinin onlara izin verdiği ölçüde.. yani demem o ki tüylerimizin ürpermesi evrimden kalma bir hataysa bu biriktirme işi hatanın allahıdır. çöplüğe dönüyor odalar, beyinler, kalpler..

5 Eylül 2012 Çarşamba

you

you are the moon of my life.. her haliyle büyüleyici ve değişken. en görkemli hali dolunayıyla insanı gelgitlere sürükleyen yine de büyüsünden bir şey kaybetmeyen.. en zarif hali hilaliyle cazibesinden hiçbir şey kaybetmeyen, sen aşkım. hayatımın ta kendisisin

5 Temmuz 2012 Perşembe

kabuk

temmuz 2012'den. yaralar vardı. yaralar zamanla hep kabuk bağlardı, kuruyana kadar yolunmazdı o kabuklar.. yoksa kanardı. kan kırmızıydı. oysa kırmızı.. kırmızı öyle bir can yakıyor ki siyahı bile esir alıyor. esaretinden kelimeler de payına düşeni alıyor, kavuşamıyorlar. bir cümle edemiyorlar. ayrı ayrı kelimeler ne kadar anlam ifade eder ki diyorlar, etmez. seni dediğinde seviyorum diyen yoksa seni, beni ve onudan ayıran hiçbir şey yoktu. işte birleşemedi o 2 kelime, 2 insan bir araya gelebildiği gibi biraraya gelemedi ve devrik de olsa diyemedi seviyorum seni diye. içinden gelmiyordu artık, içi içini yemişti çünkü. iç'in yaralarıydı onlar da, onun bağlanmayan kabukları.. o kabuk eşşşşşşeğin aklına sokulan karpuz kabuğu değilse, benim bildiğim iyileşemeyecek yara yoktur. o da ne biçim eşek ayol?

3 Temmuz 2012 Salı

gavur metaforu

temmuz 2012'den mesela elin gavuru, çok kızdığı yavrusuna bağırdığında çok geçmeden hatta hiç geçmeden bastırıp sinirini bağrına basıyor yeniden. bizimkiler değil ya gavur, bağrına basmak ne kelime öteliyor biraz daha.. nefretini koyacak bir yer bulamıyor, baş tacı ediyor. taçlar sıkıyor, baş ağrısına yol acıyor. metaforlarda boğuluyor.. sadece suda boğulunmaz ya, göz yaşlarında boğuluyor, göz yaşlarına boğuluyor. kulağına göz yaşı kaçtı geçen. ağlayarak uyanmaz ya insan. oluyor işte bazen. ağlamak ne doğru bir tepki ne de bir çözüm. iki gözüm.. ağlama sen. sen ağladıkça kuruyor pınarlar.

1 Temmuz 2012 Pazar

tam bir blues havası şu serin yaz tatilleri. serin bir yatakta, serin bir sabaha tasasız uyanmak.. bir yazlık uykusu belki, belki yayla havası. günlerdir uyuyamadığım huzurlu uykuyu uyudum galiba bu gece, rüyalarımda sevdiğimi yanımda göre göre. huzur biraz da ondan. onu gelişinden ve geleceğinden:)