Bugünlerde kaygı ve gelecek odaklı zihin hakkında öyle yoğun bir çaba içindeyim ki en sonunda kendimden bunalıp eeeh yeter diye bi an geldi. Çabasızlığın çabasını anlatan öğretiler böyle anlarda kendini daha iyi kanıtlıyor benim için. Sonra kendi dengemi yine yoga pozlarını pratik ederken araştırma içine girdiğimde keyif aldığım şeyleri hatırlamaya başladım. Nasıl an'a döndüğümü hatırlattım kendime, nefesim bana yardımcı oldu bunları düşünür yaşarken. Şimdi aylar sonrasını düşünmek yerine ki Osho da bunu anlatırken diyor ki gelecek hakkında olumlu şeyleri düşünmek de an'ı iyileştiriyorsa buna devam edebilirsiniz ancak hayallerinizin de sizi ele geçirmediğinden emin olun. Arzu duyduğunuz şey her neyse istemek güvenli ancak ele geçirilmediğimizden ve ana dönmemiz gerektiğinden emin olalım.
Ve bunu paylaşmak istedim, hesabımda hiç böyle bir paylaşım yapmadığım için, kendi belki zayıf nokta olarak tanımlayabileceğim bir tarafı paylaştım (10 points for me)
Yine hislerden giderek kendimi yogayı tanımlamaya çalışırken buldum. Yoga benim için neden bu kadar önemli? Çünkü yıllarca biri olmaya çalışırken, iyi, mükemmel, içedönük, dışadönük, tembel, ideal biri olmaya çalıştığım yirmili yaşlarımın ilk yarısında hep olmaya, olduğun hali sevmemeye hep değişmeye çalışırken, kendimi olduğum gibi kabul etmediğim her anı iyileştirircesine yoga çıktı karşıma. Yoga yapan, bana eğitmenlik eğitimine yol gösteren hocalarımla ve yolculuk boyunca karşıma çıkan insanlarla öğrendim en çok kabul edilmeyi, kendimi sevmeyi. Olduğun hali değiştirmeden, yargılamadan kabul ettikçe anlıyorum şimdi kaygılı zihnimi kabul etmeyi ve onu da olduğu gibi sevmeyi.
17 Mayıs 2019 Cuma
8 Mayıs 2019 Çarşamba
Son zamanlardaki kişisel gündemim dikkat ve kaygı üzerine. Her şeyleri tanımlama eğilimim bunu da tanımlayacak illa. içimin kıpır kıpır olduğu birçok şeyin yanında kaygı düzeyimi yükselten anlık düşünceler gelip gidiyor.
anlamlandıramadığım ama tanımlayabildiğim şeyler dedi adam, yaz bunları, bu insan hikayelerini.
(dipnot:Aslında bu insan öyküleri hepsi bir yuvanın onlarca veli profilinin öyküsü. Meslek etiği gereği kendimle yüzleşip öyle dökeceğim onları yazıya, birgün.)
sessizliğin içinden öyküler çıktı en çok. kimlikler diye sığındığımız kabuklar bir düşünce sistemi içinde şartlıyor beni. bugün, yeniden dinlediğim var oluş öyküleri bir kez daha etkiledi beni. belki sessizlik biraz daha yardımcı oldu.
10 gündür falan taslaklarda duruyor bu yazı. 10 gündür gidip geliyor zihnimde, kalbimde hem duygular hem düşünceler. Yazayım diyorum, elim gitmiyor. Bu benim meditasyonum bazen. Tamam diyorsun artık dengedeyim, hop bir gitgel dalgası geliyor. Dengeyi kalp ve mantık arasında bulmaya sık sık çalışıyorum. Böyle seni tokatlayıveriyor hisler. Sonra kaygı düzeyi artıyor. Oysa biliyorsun sana iyi gelenin anda olmak olduğunu. Yazmak iyi geliyor biliyorsun. Mesele bulaşık yıkamak makinelerce, havuç rendelemek kilolarca çilek doğramak. Anda yeterince olmadığında mutlaka elin kesiliyor, kırılan bir bardak oluyor. Hele bir de rende baş parmağını rendelediyse acısı günlerce geçmiyor. Unutmayayım anda kalmayı diye sanki parmağa bağlanmış bir ip misali duruyor.
Ya anda değilken kalbin kırılıyorsa? İyi hissettiğini sandığın comfort zone'dan çıkmadığın için daha kaygılı, daha gelecek odaklı bir an yaratıyorsan?
Çözüm zen kafası.
anlamlandıramadığım ama tanımlayabildiğim şeyler dedi adam, yaz bunları, bu insan hikayelerini.
(dipnot:Aslında bu insan öyküleri hepsi bir yuvanın onlarca veli profilinin öyküsü. Meslek etiği gereği kendimle yüzleşip öyle dökeceğim onları yazıya, birgün.)
sessizliğin içinden öyküler çıktı en çok. kimlikler diye sığındığımız kabuklar bir düşünce sistemi içinde şartlıyor beni. bugün, yeniden dinlediğim var oluş öyküleri bir kez daha etkiledi beni. belki sessizlik biraz daha yardımcı oldu.
10 gündür falan taslaklarda duruyor bu yazı. 10 gündür gidip geliyor zihnimde, kalbimde hem duygular hem düşünceler. Yazayım diyorum, elim gitmiyor. Bu benim meditasyonum bazen. Tamam diyorsun artık dengedeyim, hop bir gitgel dalgası geliyor. Dengeyi kalp ve mantık arasında bulmaya sık sık çalışıyorum. Böyle seni tokatlayıveriyor hisler. Sonra kaygı düzeyi artıyor. Oysa biliyorsun sana iyi gelenin anda olmak olduğunu. Yazmak iyi geliyor biliyorsun. Mesele bulaşık yıkamak makinelerce, havuç rendelemek kilolarca çilek doğramak. Anda yeterince olmadığında mutlaka elin kesiliyor, kırılan bir bardak oluyor. Hele bir de rende baş parmağını rendelediyse acısı günlerce geçmiyor. Unutmayayım anda kalmayı diye sanki parmağa bağlanmış bir ip misali duruyor.
Ya anda değilken kalbin kırılıyorsa? İyi hissettiğini sandığın comfort zone'dan çıkmadığın için daha kaygılı, daha gelecek odaklı bir an yaratıyorsan?
Çözüm zen kafası.
1 Mayıs 2019 Çarşamba
farkındalık neydi? mindfulness nasıl yenirdi?
günlerdir zihnimde, yolda yürürken, duşta, en çok kendimle kaldığım anlarda bu sayfayı açıp onlarca şey yazıyorum. zihnim yazıyı yazıyor ama elim gitmiyor. yollardan geçiyorum, uzun otobüs yolculukları. nisan ayına bir istanbul, bir ankara sığdırdım, heyecan dolu.
tezer özlü yaşamın ucuna yolculuk kitabıyla çok ilham olmuştu bana seyahatlerde. ama o içerideki dram hali bi türlü içimdeki yaşama sevinci karşısında daha fazla yer bulamadı kendine.
yine içimdeki kaygı ve onu daha yumuşak kelimelerle yazmaya çalışan bir zihin yapısı.
Diye başladım dün gece yarısı bu yazıya, gece gündüze döndüğünde ise yepyeni bir gün başladı ve öykülerle devam etti. Anadolu'dan yaşadığımız topraklardan umut vaad eden şahane bir öykünün içinde bulduk kendimizi bir çiftlik evinde. Drama queenlerin her yerde dolduğu (ki üstteki yazı bile benim dramam, dramlarım) yaşamı sevgiyle dolmuş, başına her ne gelirlerse sevgiyle akıtmış ve akışın içinde, tadını çıkaran bir çiftin evine konuk olduk. Gözlerinin içi gülümseyen, bir arada olma halini keyifle yaşayan insanların olduğunu gördüğüm, bu anlara tanık olduğum için öyle mutluyum ki.
Yaşamın renkleri en çok yakışan şeyler bu topraklara. Ve öze dönmek, içe dönmek derken içimizde kopan fırtınalara, dingin sulara ve her şeye bir nefesle ulaşıyoruz. Gözler kapalı ya da açık, farkındalığını taşıyorsun çabasızca. Bütün duyularını bulunduğun ana getiriyorsun Ve zihnin onca kalabalığın içinden bu cümleleri hediye ediyor sana.
Çaba-
A-
Ca-
Ba.
tezer özlü yaşamın ucuna yolculuk kitabıyla çok ilham olmuştu bana seyahatlerde. ama o içerideki dram hali bi türlü içimdeki yaşama sevinci karşısında daha fazla yer bulamadı kendine.
yine içimdeki kaygı ve onu daha yumuşak kelimelerle yazmaya çalışan bir zihin yapısı.
Diye başladım dün gece yarısı bu yazıya, gece gündüze döndüğünde ise yepyeni bir gün başladı ve öykülerle devam etti. Anadolu'dan yaşadığımız topraklardan umut vaad eden şahane bir öykünün içinde bulduk kendimizi bir çiftlik evinde. Drama queenlerin her yerde dolduğu (ki üstteki yazı bile benim dramam, dramlarım) yaşamı sevgiyle dolmuş, başına her ne gelirlerse sevgiyle akıtmış ve akışın içinde, tadını çıkaran bir çiftin evine konuk olduk. Gözlerinin içi gülümseyen, bir arada olma halini keyifle yaşayan insanların olduğunu gördüğüm, bu anlara tanık olduğum için öyle mutluyum ki.
Yaşamın renkleri en çok yakışan şeyler bu topraklara. Ve öze dönmek, içe dönmek derken içimizde kopan fırtınalara, dingin sulara ve her şeye bir nefesle ulaşıyoruz. Gözler kapalı ya da açık, farkındalığını taşıyorsun çabasızca. Bütün duyularını bulunduğun ana getiriyorsun Ve zihnin onca kalabalığın içinden bu cümleleri hediye ediyor sana.
Çaba-
A-
Ca-
Ba.
9 Nisan 2019 Salı
hiç kimse okumuyormuş gibi
bana yaşama dair en çok farkında olduğun şeyleri yaz deseler (ki niye desinler durup dururken?) şu son 1-2 senede hatta son günlerde yaşam sınavı olarak aile, sosyal varlıklar olduğumuzdan ifade, yaşamı anlamlandıran şey olarak da nefes derdim galiba.
aile-ifade-nefes kendi içinde öyle dallanıp bağlanıyor ki yaşama, zaten kader dediğin yaşam senaryosu yüzeye çıkıyor. üzerine filmler çekilmiş, her an değişime dönüşüme maruz kalan yaşamlar.
yine bu senaryoların içinde öğrendiğim belki içselleştirmeye çalıştığım, 'ifade' başlığında kategorize ettiğim duygular var. düşünce, davranış neyse duygular da öyle. yazının başlığı 'hiç kimse okumuyormuş gibi' yaz ve asıl ifade edemediklerini et diyen onlara cesur yüreğe ithafen yazıldı.
belki zamanında sizi olduğunuz gibi kabul ederek içinizdeki her şeyi anlatmanızı sağlayan bir taraf vardır. biri demiştir ki yaz, diğeri demiştir ki sen çiz.
insanlar duygusal gerçekliklerini hissedebildiklerinde yakınlaşma, yaratıcılık ve inovasyob organizasyon içinde ortaya çıkıyor, diyor araştırmalar. yani hisset.
aile-ifade-nefes kendi içinde öyle dallanıp bağlanıyor ki yaşama, zaten kader dediğin yaşam senaryosu yüzeye çıkıyor. üzerine filmler çekilmiş, her an değişime dönüşüme maruz kalan yaşamlar.
yine bu senaryoların içinde öğrendiğim belki içselleştirmeye çalıştığım, 'ifade' başlığında kategorize ettiğim duygular var. düşünce, davranış neyse duygular da öyle. yazının başlığı 'hiç kimse okumuyormuş gibi' yaz ve asıl ifade edemediklerini et diyen onlara cesur yüreğe ithafen yazıldı.
belki zamanında sizi olduğunuz gibi kabul ederek içinizdeki her şeyi anlatmanızı sağlayan bir taraf vardır. biri demiştir ki yaz, diğeri demiştir ki sen çiz.
insanlar duygusal gerçekliklerini hissedebildiklerinde yakınlaşma, yaratıcılık ve inovasyob organizasyon içinde ortaya çıkıyor, diyor araştırmalar. yani hisset.
4 Nisan 2019 Perşembe
Geçmişin hayaletleri
Yazı başlığından başka yazacak bir şey yok sanki bi yazıya. Hafızanın şimdideki yeri, şimdinin yanılsamaları, bir mutsuzluk donukluğu... ve yine baharın tüyleri diken diken eden aksam serinliği. Tamamlanmayan cümleler, birsürü gözyaşı sessizce akan.
Yazı değil de tanımlanamaz hissettiğim bir acı eşlik ediyor bugünkü dalga seslerine, sessiz karanlık kumsala.
Oysa ana tanık olurken, geçmişin hayaletlerine bakarak, zaman hafıza ve pişmanlığı, belki yaraları yeniden deneyimliyor zihin aynı anda. Yeni bir tanımlama sürecine giriyor. Her şeye bir yorum katmak, yüzleşmek belki hislerin yoğunluğunu artırıyor. Keyif yok, coşku yok. Huzursuz eden hisler keşkelere dönüşüyor. 'Keşke... kolay olurdu o zaman. Sussam sussam... görünmez olsam'
Yaşam deneyimi diyorsun, ruhsal düzeydeki anlaşmalar, akaşa. Kendini aklarcasına.
Sonrası daha çok sessizlik ve yanılsamalar. Illuzyon diyorsun. Geçeceğini düşünüyorsun.
Tanık oluyorsun tüm değişimlere
Yazı değil de tanımlanamaz hissettiğim bir acı eşlik ediyor bugünkü dalga seslerine, sessiz karanlık kumsala.
Oysa ana tanık olurken, geçmişin hayaletlerine bakarak, zaman hafıza ve pişmanlığı, belki yaraları yeniden deneyimliyor zihin aynı anda. Yeni bir tanımlama sürecine giriyor. Her şeye bir yorum katmak, yüzleşmek belki hislerin yoğunluğunu artırıyor. Keyif yok, coşku yok. Huzursuz eden hisler keşkelere dönüşüyor. 'Keşke... kolay olurdu o zaman. Sussam sussam... görünmez olsam'
Yaşam deneyimi diyorsun, ruhsal düzeydeki anlaşmalar, akaşa. Kendini aklarcasına.
Sonrası daha çok sessizlik ve yanılsamalar. Illuzyon diyorsun. Geçeceğini düşünüyorsun.
Tanık oluyorsun tüm değişimlere
23 Mart 2019 Cumartesi
Molalar ve esler
Sağımda kale, solumda da alanyanın bitmeyen sahil yolu var görünen ışıklarda. Sahilde baharın hala serinliği ama sakinligiyle yürüyüşüme bir mola verdim. Müziğin ritmiyle adımlarım bazen hızlı bazen durağan yansımalara yine hayran ola ola oturdum kumsala.
2019a girip 26 yaşıma basınca sanki sihirli bir değnek değdi.
Şu yazıda da yazdığım hisler böyle artarak gelişiyor. Insanın kendi zihnini tanıması, bedeniyle ruhuyla ve evrenle uyumlanma süreçlerini bu kadar yakından izleme halini mest ola ola izliyorum kendimde.
Hatırlıyorum aynı yolları haykıra haykıra ağlayarak yürüdüğüm zamanları, içimdeki sesin her şey çok güzel olacak diye diye kendini motive edişini. Her sey cok güzel oluyor. Yaşam mucizeleriyle geliyor her defasında. Hayaller gerçeğe dönüşüyor.
Zihin belki benim zihnim o akademik, materyal tarafıyla hep bi eksik arayıp yetersizlik hissettiği zamanlardan uzaklaşarak, popomun üzerinde oturduğu kum taneleriyle heyecanlanıp, mutluluk hissettiği bir hale tanıklık ediyor.
Geçmiş deneyimlerle yüzleştiği, karanlığa hizmet eden, zarar veren düşünce kalıplarından uzaklaşıp refaha eren bir yapıyla devam ediyor yoluna. Yoldaşlar, yardım edenler, yardım alanlar ve merkezde kalan zihin. Zihin ve bedenin ötesine gecen bir deneyime hazırlıyor kendini.
Olan her şey, olacak olan her şey bir hazırlık sürecinden geçiyor.
Şu havanın tüyleri diken diken eden serinliği, gökyüzünün parlaklığı ve dalga sesleri içinde yaşamı içine çeke çeke besliyorum ruhumu. Biraz daha oturup gideceğim.
Bugün karşıma çıkan cümle şuydu, yolculuk devam ediyor, yolda durmak yola devam etmek değil. Bence size iyi gelen limanlara sığınmak da yolculuğun iyileşme süreçlerine dahil. Müzikte notalar ne kadar önemliyse onları duymamızı sağlayan esler de bi o kadar mühim.
Sevgiyle aksın ritm.
20 Mart 2019 Çarşamba
içim içime sığmıyor dediğiniz, midenizde kelebekler hissettiğiniz o coşku halleri var ya, onlar nasıl önemli. Himalayalara giden yolda, Australian Base Camp'te Annapurna tepelerine bakarken hissettiğim o tarifsiz, koşulsuz, tüm hücrelerimde hissettiğim bir hal var. Hala hatırladıkça içim gülüyor ve tüylerim diken diken oluyor.
bugün biraz daha farklı hissediyorum. meditasyon yaptıkça, meditasyona aracı olup başkalarıyla paylaştıkça bu farklı hisse de gözlemci olmanın yolundayım. Içim içime sığmıyor coşku halinin icim içime sığmayan bir sıkışıklık halinin içinden geçiyorum. karşıma cevap niteliğinde bir yazı çıkıyor.
Şuraya bir tık.
akışa güven.
rahatla.
olacak olan oluyor.
bırak.
bu yeryüzü güvenli.
zihnim
iç sesim
bu beden deneyimi. ve ötesi.
ekinoks ve dolunay müthiş bir enerjiyle geliyor.
bugün biraz daha farklı hissediyorum. meditasyon yaptıkça, meditasyona aracı olup başkalarıyla paylaştıkça bu farklı hisse de gözlemci olmanın yolundayım. Içim içime sığmıyor coşku halinin icim içime sığmayan bir sıkışıklık halinin içinden geçiyorum. karşıma cevap niteliğinde bir yazı çıkıyor.
Şuraya bir tık.
akışa güven.
rahatla.
olacak olan oluyor.
bırak.
bu yeryüzü güvenli.
zihnim
iç sesim
bu beden deneyimi. ve ötesi.
ekinoks ve dolunay müthiş bir enerjiyle geliyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

