Biraz puslu, biraz dümdüz bir an icinde bulunduğum an. Hüzün yok, neşe yok. Çizgili soket çoraplar ve çizgili bir kapüşonla soğuyan havalarda, dışarıda oturup arnavut kaldırımlara bakıyorum. Serin hava vücuttaki adrenalini artırıyor. Her bir detay önemli bu anda. Bacak bacak üstüne atıp, üstteki ayağın uyuşmasını deneyimliyorum. Her bir detay önemli. O detayların hepsi seni bulunduğun ana hazırladı.
Irrite edici yol ve taşıt sesleri, çalan spotify listesine karışıp anlamsızlaşıyor.
Akşam. Karanlık. Tek bir sokak lambasının sokağı aydınlattığı kadar yaklaşıyor oturduğun masaya. Gözler boşluğa dalıyor bir sonraki ayrıntının öyküye eklenmesi için. Rüzgarsız bir akşam. Gölgeler asıl nesneden bağımsız, ışığa boyum eğiyor.
Başım dönüyor usulca yanan son sigaradan.
Iyi olsun istiyorum her şey. Hissizlestim oysa ki.
Hayaller, planlar, ayrılıklar, kızgınlıklar, pişmanlıklar, beklentiler, değişimler. Düşününce bir an fazla geliyor.
Hayat böyle bir şey galiba.
Her şey doğru anda başlar ve sonunda biter.
Sonuna geldiğimiz bir şey yaşandı kelimelerin çok kısa sürede anlatabileceği bir zamanda. Son mu hissizlestirdi, hissizlik mi sonlandırdı. Cevapsız.
Sahip olduğum(aslında olmadığım) tüm kalabalıklardan ve dağınıklıktan kurtuluversem...
20 Kasım 2018 Salı
4 Kasım 2018 Pazar
Milky Chance - Blossom
sessizliğin, karanlığın ve mum ışıklarının arasında yankılanan bu ses zihnimden geçen onlarca şeyi susturdu. aklımdan blogu yazacağım düşüncesiyle beraber 'şunu da yaz' 'şöyle başla' 'en çok şundan bahset' diyen bir ses, aniden durdu.
anahtar temalar ve kelimeler ise: alanyada 2 yıl, türkiyede kadın olmak, yoga, psikologluk yapmak, seyahat, para, yenilik, değişim.
şu an içimde biraz huzursuzluk, yeniden kendi başına kalmış ve hayatıma yön verecek bir noktada olmanın da garip bir heyecanını hissediyorum.
hep inandığım gibi hayattaki onlarca yoldan, hangisine güç verirsek o potansiyeli gerçekleştireceğimiz gibi, gerçekleşen potansiyellerden biriyle, bir hayalin gerçek hala dönüştüğü yerlerden birinde yazıyorum.
ruhumun son yıllarda aldığı-verdiği yaralar, kimi zaman incinmeler son 2 yıl içinde öyle telafi etti ki kendini, sonunda yetişkin sesi aklıyla-kalbini zamanında dinleyerek hayatında küçük ama önemli değişimler yapma cesaretine sahip oldu!
aslında telafiden kastım bir geçiştirme değil ancak bir iyileşme süreci. yaraları sarmak, sarmalanmak, aslında bu süreçlerde hep seni destekleyen, aile kavramını teorik olarak olmasa da pratik olarak yaşatan, hissettiren ve maddi manevi destekleyen, bu hayat formunda buluştuğum insanlar olması bu süreci yaşanabilir kıldı.
1 Ekim 2018 Pazartesi
kimlik karmaşası
çocuklarla çalışan bir psikolog kimliğimle, görece küçük, sayıca ilçeden hallice bir kasabada yaşıyorum. haliyle yuva/kreş ortamında çok fazla aile tipine maruz kalıyorum. bu alanı seçmiş olmam (hem psikoloji hem çocuklar) zaten kendi başına bir yüzleşme hali oluyor. şu anki kuşağa onların ebeveynleriyle aralarındaki kuşak olarak yaklaşmak da ayrı bir avantaj aynı zamanda.
'hayatı çok ciddiye alıyorsun' dedi birisi bana, mesai dışında endişeli bir anneyle bir telefon görüşmesi yaparken beni duyunca. mesleğimin hala ilk yılında olmak, cehaletin diplomalarla gideril(E)mediği, bilgiye erişimin bir o kadar kolay, bir o kadar da ulaşılmak istenmediği bu zaman diliminde bir hayli karışık gelebiliyor. bugüne en yakın zaman diliminde doğan çocuklara ve onları var eden ebeveynleri ve modern çocuk yetiştirme methodları epey bir ilgimi çekiyor.
ebeveynlerin görüşme odalarında dile getirdikleri onca aile içi şiddet, bıkkınlık bir yana, şefkat ve sevgi dolu eğlenceli anlarını da dinliyorum büyük bir merakla.
hayatı çok ciddiye alan tarafım, tarafsız olmaktan ziyade yönlendirici bir tarafta, farkındalıkla çocuk yetiştirmek üzerine çalışıyor. sevgi dolu yetişen çocukların büyüme serüvenine eşlik etmek düşüyor bize de.
'hayatı çok ciddiye alıyorsun' dedi birisi bana, mesai dışında endişeli bir anneyle bir telefon görüşmesi yaparken beni duyunca. mesleğimin hala ilk yılında olmak, cehaletin diplomalarla gideril(E)mediği, bilgiye erişimin bir o kadar kolay, bir o kadar da ulaşılmak istenmediği bu zaman diliminde bir hayli karışık gelebiliyor. bugüne en yakın zaman diliminde doğan çocuklara ve onları var eden ebeveynleri ve modern çocuk yetiştirme methodları epey bir ilgimi çekiyor.
ebeveynlerin görüşme odalarında dile getirdikleri onca aile içi şiddet, bıkkınlık bir yana, şefkat ve sevgi dolu eğlenceli anlarını da dinliyorum büyük bir merakla.
hayatı çok ciddiye alan tarafım, tarafsız olmaktan ziyade yönlendirici bir tarafta, farkındalıkla çocuk yetiştirmek üzerine çalışıyor. sevgi dolu yetişen çocukların büyüme serüvenine eşlik etmek düşüyor bize de.
ekim geldi/böyle acıklı bir ruh hali
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
Sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden
kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
Turgut Uyar
10 Eylül 2018 Pazartesi
günler geçti ve aylar.
bloga ne zaman uzun zaman ara versem, düşünceler karışıyor da karışıyor. duygulardan iyice uzaklaşıp huzursuz hissetmeye başladığımda, duygularımı yüzeye çıkaracak yüzleşmelere ihtiyaç duyuyorum.
ihtiyaçtan buradayım şu an. duygular yüzeye ağlayarak çıkıyor. ağlayamıyorum.
kaygılar, yetersizlik hissi, kıyas, içimdeki eksiklik hissi. yapamıyorum. olmuyor.
her şey olmaya çalışıp da hiçbir şey olamama hali.
çok zor geçmediğine inandığım/ikna olduğum çocukluğuma dair zihnimde dolaşanlar...
ebeveyn olmak üzerine onca şey okurken, babamın 32 yaşına gelmiş çocuğuna davranma şeklini o kitaplarda görüp, aslında kitaplar 'şöyle yapmayın' dedikleri çoğu şeyi yaptıklarını görmek daha bir çaresiz hissettiriyor.
kitaplar doğru söylüyor.
öngördükleri hayatlar mutsuz hayatlar. ve bu drama sahnesine bazen seyirci bazen oyuncu olmak, oyunu yazmaktan daha keyifsiz.
hayatın kendisi mutsuz bir şey değil belki. bütünüyle, neşesiyle, kederiyle, hayal kırıklıklarıyla, beklentileriyle şükür dolu bir hayat.
öngörülerdeki problemler en çok kederi, tatsız anları getirenler.
tatsızım be.
yön vermekte zorlandığım hayatım, plansızlıklarım, beklenti halim, aile.
zorlanıyorum adapte olmakta.
üzerime yapışan kimlik bile ağır.
ne beklenmedik bir son bu yazıya.
hayat akıp gidecek oysa... biz yetişsek bize hizmet edecek.
bloga ne zaman uzun zaman ara versem, düşünceler karışıyor da karışıyor. duygulardan iyice uzaklaşıp huzursuz hissetmeye başladığımda, duygularımı yüzeye çıkaracak yüzleşmelere ihtiyaç duyuyorum.
ihtiyaçtan buradayım şu an. duygular yüzeye ağlayarak çıkıyor. ağlayamıyorum.
kaygılar, yetersizlik hissi, kıyas, içimdeki eksiklik hissi. yapamıyorum. olmuyor.
her şey olmaya çalışıp da hiçbir şey olamama hali.
çok zor geçmediğine inandığım/ikna olduğum çocukluğuma dair zihnimde dolaşanlar...
ebeveyn olmak üzerine onca şey okurken, babamın 32 yaşına gelmiş çocuğuna davranma şeklini o kitaplarda görüp, aslında kitaplar 'şöyle yapmayın' dedikleri çoğu şeyi yaptıklarını görmek daha bir çaresiz hissettiriyor.
kitaplar doğru söylüyor.
öngördükleri hayatlar mutsuz hayatlar. ve bu drama sahnesine bazen seyirci bazen oyuncu olmak, oyunu yazmaktan daha keyifsiz.
hayatın kendisi mutsuz bir şey değil belki. bütünüyle, neşesiyle, kederiyle, hayal kırıklıklarıyla, beklentileriyle şükür dolu bir hayat.
öngörülerdeki problemler en çok kederi, tatsız anları getirenler.
tatsızım be.
yön vermekte zorlandığım hayatım, plansızlıklarım, beklenti halim, aile.
zorlanıyorum adapte olmakta.
üzerime yapışan kimlik bile ağır.
ne beklenmedik bir son bu yazıya.
hayat akıp gidecek oysa... biz yetişsek bize hizmet edecek.
15 Temmuz 2018 Pazar
kişisel değerlendirmeler bence çok gerekli şeyler. meslek ve ilgi alanları gereği çok sık farkındalık ve içgörü kelimelerini kullanıp duyuyorum. ne yaparsak yapalım farkındalıkla yapmak, aslında bir nevi ağzımızdan çıkanı kulağımız duyması, anda kalmayı biliyor olmak ya da anda kalamadığımızı biliyor olmak harekete geçmemiz gerektiğini anlatıyor bize.
son 2 hafta sonumu psikolog meslektaşlarımla bir terapi eğitiminde buluştum. aslında neredeyse ilk okul dışı aldığım eğitim imiş. akran süpervizyonu nedir, vakalarla çalışırken neler yapmalıyız onları konuştuk bol bol. 7aydır bir süpervizyon olmadan çalıştığım yuvada vakaları gözlemlerken aklımda o kadar soru birikmiş ki ilk haftasonu hiç susmadan birçoğunu paylaşıp aklımdaki sorulara daha nitelikli cevaplar koydum. bu uzun bir yol. hatta yeni öğrendiğim metaforla bu bir kısa mesafa koşusu değil de maraton. kendi maratonumuzu koşarken de bu yolun tadını çıkarmayı öğreniyoruz bir yandan.
son 2 hafta sonumu psikolog meslektaşlarımla bir terapi eğitiminde buluştum. aslında neredeyse ilk okul dışı aldığım eğitim imiş. akran süpervizyonu nedir, vakalarla çalışırken neler yapmalıyız onları konuştuk bol bol. 7aydır bir süpervizyon olmadan çalıştığım yuvada vakaları gözlemlerken aklımda o kadar soru birikmiş ki ilk haftasonu hiç susmadan birçoğunu paylaşıp aklımdaki sorulara daha nitelikli cevaplar koydum. bu uzun bir yol. hatta yeni öğrendiğim metaforla bu bir kısa mesafa koşusu değil de maraton. kendi maratonumuzu koşarken de bu yolun tadını çıkarmayı öğreniyoruz bir yandan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)